10 yıldan fazla zamandır yollardayım. Kamp yaptım, karavanla seyahat ettim, bazen günlerce yolda kaldım, bazen de hiç planımda olmayan bir yerde durup birkaç gün geçirdim. Yolda olmak nedir? Anladım. Türkiye’nin 81 ilini gezmek, farklı coğrafyaları görmek ve birbirinden çok farklı insanlarla tanışmak bana yalnızca yeni yerler keşfetme fırsatı vermedi. Zaman içinde hayata bakışım da değişti.
İlk zamanlarda bir yere gitmek, yeni bir rota keşfetmek veya daha önce görmediğim bir manzarayla karşılaşmak daha önemliydi. Hâlâ öyle tabii, yeni yerler görmeyi kim sevmez? Ama yıllar geçtikçe yolculuğun sadece gidilen yerden ibaret olmadığını daha iyi anladım. Bazen bir köyde tanıştığınız insan, bazen hava şartları yüzünden değişen planınız, bazen de doğada tek başınıza geçirdiğiniz birkaç saat, bütün yolculuktan daha fazla şey bırakıyor aklınızda.
Üstelik bunların çoğunu yola çıkarken öğrenmiyorsunuz. Kitaplardan okuyarak veya birilerinin anlattıklarını dinleyerek bir yere kadar fikir sahibi olabilirsiniz ama bazı şeyleri yaşayarak anlamak gerekiyor.
Benim de yıllar içinde öğrendiğim, bugün geriye dönüp baktığımda hayatımın farklı alanlarında karşılığını gördüğüm şeyler var. Hepsi büyük keşifler değil. Hatta bazıları ilk bakışta oldukça basit gelebilir. Ama insanın bakış açısını değiştiren şeyler de çoğu zaman bunlar oluyor.
Yolda Olmak bunları bilince daha da güzel!
1. Her şey planladığınız gibi gitmek zorunda değil
Yola çıkmadan önce bir plan yapıyoruz. Nereden gideceğiz, kaç kilometre yol yapacağız, nerede konaklayacağız, ertesi gün saat kaçta hareket edeceğiz… Özellikle araçla seyahat ederken bunları önceden düşünmek önemli. Fakat yola çıktığınızda her şeyin plana uygun ilerleyeceğini düşünüyorsanız, bir süre sonra bunun pek de mümkün olmadığını anlıyorsunuz.
Hava bozuyor, yol beklediğinizden kötü çıkıyor, kamp yapmayı düşündüğünüz yer içinize sinmiyor. Bazen de öyle bir yerde vakit geçiriyorsunuz ki aslında başka bir yere gitmek için yaptığınız bütün planı bir kenara bırakıyorsunuz.
Eskiden plan değişikliklerini daha fazla sorun ederdim diyebilirim. Bir yere gitmek için zaman ayırmışım, rotayı hazırlamışım; şimdi neden değiştireyim? Ama zamanla şunu fark ettim: Bazen en güzel deneyimler, planın bozulduğu yerde başlıyor.
Elbette bu, plansız hareket etmek gerektiği anlamına gelmiyor. Özellikle doğada güvenlik, hava durumu ve konaklama konusunda hazırlıklı olmak şart. Ancak her şeyi kontrol etmeye çalışmak da insanı gereksiz yere yoruyor. Bir noktadan sonra koşulları kabul edip yeni bir çözüm bulmak gerekiyor.
Yol bana, plan yapmayı ama gerektiğinde o planı değiştirmekten de çekinmemeyi öğretti.
2. Yanınıza aldığınız her şey gerçekten gerekli değil
Kamp yapmaya ilk başladığınız zamanları düşünün. Ekipman konusunda insanın gözü bazen doymuyor. Şu da olsun, belki bunu kullanırım, ya lazım olursa… Derken aracın bagajı doluyor, çantalar ağırlaşıyor ve kamp alanına ulaştığınızda bütün bu eşyaları yerleştirmekle uğraşıyorsunuz.
Üstelik yanınıza aldığınız bazı şeyleri bütün seyahat boyunca hiç kullanmadığınız oluyor.
Yıllar içinde ekipman konusunda daha seçici hale geldim. Tabii ki doğada ihtiyaç duyacağınız malzemeleri eksik bırakmamak önemli. Mevsime uygun uyku tulumu, doğru kıyafetler, yeterli su ve güvenlik ekipmanları konusunda tasarruf yapmaya çalışmak doğru değil. Fakat gerçekten ihtiyaç duyduğunuz şeylerle yalnızca yanınızda olsun diye taşıdığınız şeyleri ayırmayı öğrenebiliyorsunuz.
Bu durumun kamp dışındaki hayatımızda da karşılığı var. Biriktirdiğimiz eşyalar, sürekli yenilediğimiz ürünler ve ihtiyaç duyduğumuzu düşündüğümüz pek çok şey… Bir süre sonra bunların ne kadarına gerçekten ihtiyacımız olduğunu sorgulamaya başlıyoruz.
Benim için az eşya, yalnızca daha hafif bir çanta veya daha düzenli bir araç demek değil. Aynı zamanda daha rahat hareket edebilmek demek. Çünkü bazen yanınızda daha fazla şey taşımak, size daha fazla özgürlük değil, daha fazla sorumluluk getiriyor.
3. Doğada acele etmenin pek bir anlamı yok
Şehirde yaşarken her şeyi bir yerlere yetiştirmeye çalışıyoruz. Sabah kalkıyoruz, işe gidiyoruz, yapılacak işleri tamamlıyoruz, bir sonraki planı düşünüyoruz. Boş kaldığımızda bile çoğu zaman bir şeylerle ilgilenme ihtiyacı duyuyoruz.
Doğada ise bu alışkanlığınızın pek işe yaramadığı zamanlar oluyor. Hava kararmadan kamp alanına ulaşmanız gerekiyor, yağmur başlıyor, yürüdüğünüz parkur düşündüğünüzden daha uzun sürüyor. Bazen de hiçbir şey yapmadan oturup etrafı izlemek istiyorsunuz.
İlk bakışta zaman kaybı gibi görünen şeylerin aslında yolculuğun en güzel taraflarından biri olabildiğini fark ediyorsunuz. Bir manzaranın önünde biraz daha fazla kalmak, sabah kahvenizi acele etmeden içmek veya sırf hoşunuza gittiği için bir yerde mola vermek…
Bence doğada vakit geçirmenin güzel taraflarından biri de bu. Sürekli bir şey başarmak veya bir yere yetişmek zorunda değilsiniz. Tabii rotanızı, hava durumunu ve güvenliği hesaba katmanız gerekiyor. Ama her dakikayı doldurmak zorunda da değilsiniz.
Bazen yavaşlamak, etrafınızda olup biteni gerçekten fark etmenizi sağlıyor. Günlük hayatta da aynı şeyi yapabilsek fena olmaz aslında.
4. Mutlu olmak için düşündüğümüzden daha az şeye ihtiyacımız var
Kamp yaptığım zamanlarda en sevdiğim anlardan biri sabah kahvesi. Hele hava güzelse, etrafta fazla ses yoksa ve güneş yavaş yavaş yükseliyorsa… Kahvemi hazırlayıp bir süre oturmak bana yetiyor.
Şehirde bunların çoğu sıradan geliyor. Sıcak su var, kahve var, rahat bir koltuk var. Ama doğada birkaç gün geçirdiğinizde bazı şeylerin değerini farklı anlamaya başlıyorsunuz. Gece üşümeden uyumak, sabah kuru kıyafetlerinizi giymek, temiz su bulmak veya yağmurdan sonra güneşin açması bile insanın keyfini yerine getirebiliyor.
Bunları düşününce mutluluğu bazen gereğinden fazla karmaşık hale getirdiğimizi düşünüyorum. Daha fazlasını almak, daha iyi bir şeye sahip olmak veya bir sonraki hedefe ulaşmak için uğraşırken elimizde olanların değerini gözden kaçırabiliyoruz.
Elbette herkesin ihtiyaçları ve beklentileri farklı. Ama doğada zaman geçirmek bana, iyi hissetmek için her zaman büyük planlara veya özel koşullara ihtiyacımız olmadığını gösterdi. Bazen güzel bir manzara, sıcak bir kahve ve hiçbir yere yetişmek zorunda olmadığınız bir sabah yeterli oluyor.
5. Bazen geri dönmek, devam etmekten daha doğru bir karar
Araçla seyahat ederken veya doğada yeni bir rota keşfederken haritada görünen yolun her zaman düşündüğünüz gibi olmadığını görebiliyorsunuz. Yol bozulmuş olabiliyor, geçiş noktası aracınız için uygun çıkmayabiliyor ya da hava şartları ilerlemeyi zorlaştırabiliyor.
Böyle durumlarda insanın aklından şu geçiyor: Buraya kadar geldim, biraz daha devam etsem ne olacak?
İşte bazen sorun da burada başlıyor. Sırf o noktaya kadar gelmiş olduğunuz için devam etmek zorunda değilsiniz. Koşullar uygun değilse geri dönmek, başka bir güzergâh seçmek veya planı değiştirmek daha doğru olabilir.
Doğada bunun güvenlikle ilgili çok net bir karşılığı var. Özellikle bilmediğiniz bölgelerde navigasyona tamamen güvenmemek, alternatif güzergâhları değerlendirmek ve riskli bir geçişte ısrar etmemek gerekiyor. Bir rotayı tamamlayamamak başarısızlık değil; bazen doğru değerlendirme yapabildiğinizin göstergesi.
Hayatta da benzer durumlarla karşılaşıyoruz. Bir işe, ilişkiye veya karara zaman ayırdığımız için onu sürdürmek zorunda hissedebiliyoruz. Oysa harcadığımız zaman, yanlış olduğunu düşündüğümüz bir kararda ısrar etmemiz için tek başına yeterli bir neden değil.
Yolda öğrendiğim şeylerden biri, ne zaman devam edeceğimizi bilmek kadar ne zaman duracağımızı da bilmek gerektiği.
6. İnsanların hikâyeleri, gezdiğiniz yerler kadar değerli
Türkiye’nin farklı bölgelerinde seyahat ederken tanıştığım insanlar, yolculuklardan geriye kalan en güzel anılar arasında. Bazen bir köy kahvesinde oturup sohbet ediyorsunuz, bazen yol üzerinde birinden yardım istiyorsunuz, bazen de kamp yaptığınız yerde hiç tanımadığınız biriyle tanışıyorsunuz.
O an belki sıradan bir sohbet gibi geliyor ama yıllar sonra dönüp baktığınızda o insanı ve anlattıklarını hatırlıyorsunuz.
Bir yeri gezmekle orayı tanımak arasında fark var. Fotoğrafını çektiğiniz bir manzara size o bölgenin güzelliğini gösterebilir ama orada yaşayan insanların hikâyelerini dinlediğinizde o yerin başka bir tarafını da keşfediyorsunuz. Alışkanlıkları, geçim kaynakları, geçmişte yaşadıkları ve gelecekten beklentileri… Her birinin anlatacak bir şeyi var.
Bana kalırsa seyahat etmenin en değerli taraflarından biri de bu. Kendi çevremizde yaşarken bazı şeyleri doğal kabul ediyoruz. Farklı insanlarla tanıştığımızda ise herkesin dünyayı bizim gibi görmediğini, farklı koşullarda yaşadığını ve farklı önceliklere sahip olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Bazen birkaç saatlik bir sohbet, günlerce gezdiğiniz bir yerden daha fazla şey öğretebiliyor insana.
7. Kendinizi tanımak için sınırlarınızı da bilmeniz gerekiyor
Doğada zaman geçirdikçe deneyimin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Hava durumunu doğru değerlendirmek, ekipmanınızı koşullara uygun seçmek, ne kadar yürüyebileceğinizi bilmek veya yorulduğunuzda mola vermek… Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünse de özellikle zor koşullarda oldukça önemli.
İnsan bazen kendine fazla güvenebiliyor. Bir parkuru rahatça tamamlayacağını düşünüyor veya kullandığı ekipmanın her koşulda yeterli olacağını varsayıyor. Oysa doğada şartlar değiştiğinde bu düşüncelerin her zaman doğru olmadığını görebiliyorsunuz.
Benim buradan çıkardığım sonuç, her koşulda güçlü olmak zorunda olmadığımız. Deneyim kazanmak, riskleri tanımak ve nerede zorlanabileceğinizi bilmek de güçlü olmanın bir parçası. Üstelik bunlar zamanla gelişiyor; her yolculukta biraz daha öğreniyorsunuz. Bence insanın kendini tanıması da biraz böyle. Neyi yapabildiğini bilmek güzel ama nerede desteğe ihtiyaç duyduğunu kabul etmek de aynı derecede önemli.
8. Tek başınıza kalmak düşündüğünüz kadar zor olmayabilir
Tek başına seyahat etmek ve kamp yapmak insana farklı bir deneyim sunuyor. Günlük hayatta sürekli bir iletişim içindeyiz. Telefonlar, mesajlar, sosyal medya, işler derken bazen kendi düşüncelerimize bile yeterince zaman ayıramıyoruz.
Tek başınıza kaldığınızda ise kararları kendiniz veriyorsunuz. Ne zaman yola çıkacağınız, nerede mola vereceğiniz, ne yiyeceğiniz veya günü nasıl geçireceğiniz size kalıyor. İlk başlarda bu durum biraz farklı gelebilir. Özellikle sessizliğe alışık değilseniz, bir süre sonra telefonunuza bakma veya bir şeylerle meşgul olma ihtiyacı duyabilirsiniz.
Fakat zaman geçtikçe sessizliğin de kendine göre bir rahatlığı olduğunu fark ediyorsunuz. Her an bir şey yapmak zorunda değilsiniz. Bir manzaraya bakabilir, yürüyebilir veya sadece oturabilirsiniz.
Tek başına kamp yapmak elbette herkes için uygun olmak zorunda değil. Üstelik ilk kez deneyecek kişilerin güvenli bir alan seçmesi, hava koşullarını kontrol etmesi ve temel hazırlıklarını yapması önemli. Ama insanın zaman zaman kendi başına kalmasının, ne istediğini anlamasına ve günlük hayatın yoğunluğundan uzaklaşmasına yardımcı olabileceğini düşünüyorum.
Yalnız kalmakla yalnız hissetmek aynı şey değil. Bunu anlamak için bazen kendinize biraz zaman ayırmanız yeterli.
9. Doğaya gittiğinizde misafir olduğunuzu unutmamak gerekiyor
Kamp yaptığımız yerleri bazen yalnızca konaklayacağımız alanlar olarak görüyoruz. Oysa biz oraya birkaç günlüğüne gidiyoruz; orada yaşayan canlılar içinse o bölge onların yaşam alanı.
Bu yüzden doğada nasıl davrandığımız önemli. Çöplerimizi toplamak zaten işin en temel kısmı. Bunun yanında ateş konusunda dikkatli olmak, bitki örtüsüne zarar vermemek, vahşi hayvanları beslememek ve araçla hassas arazilerde gereksiz yere ilerlememek de gerekiyor.
Özellikle kamp ve karavan kültürü yaygınlaştıkça bu konunun daha fazla önem kazandığını düşünüyorum. Doğaya daha fazla insanın çıkması güzel bir şey; daha çok insanın doğayı tanıması, sevmesi ve korumak istemesi değerli. Ancak bunun sürdürülebilir olması için hepimizin sorumluluk alması gerekiyor.
Bir yerde güzel vakit geçirmek, orayı istediğimiz gibi kullanabileceğimiz anlamına gelmiyor. Bazen bir alanı korumanın en iyi yolu, oraya hiç müdahale etmemek. Benim için doğayı sevmek yalnızca güzel manzaralar karşısında etkilenmek değil; o manzaraların yıllar sonra da var olabilmesi için kendi davranışlarımıza dikkat etmek demek.
10. Yolculuğun sonunda geriye sadece kilometreler kalmıyor
Bir yere gitmek için yola çıkıyoruz. Yeni bir şehir görmek, bir rotayı tamamlamak, güzel bir kamp alanı bulmak veya daha önce hiç gitmediğimiz bir bölgeyi keşfetmek istiyoruz. Bunların hepsi seyahat etmenin güzel tarafları.
Ama yıllar geçtikçe, yolculukları yalnızca gidilen yerler ve kat edilen mesafeler üzerinden değerlendirmemeye başladım. Çünkü geriye dönüp baktığımda hatırladığım şeylerin hepsi bir varış noktasıyla ilgili değil.
Bazen yol üzerinde verdiğim bir mola, bazen hiç hesapta olmayan bir yerde geçirdiğim zaman, bazen de karşılaştığım bir insan aklımda kalıyor. Her yolculukta mutlaka büyük bir olay yaşanması gerekmiyor. Bazı seyahatler sakin geçiyor, bazıları yorucu oluyor, bazılarında ise planladığınız şeylerin çoğu gerçekleşmiyor.
Yine de hepsinden bir şey öğreniyorsunuz.
Bugün bir yolculuğu değerlendirirken kaç kilometre yaptığımı veya kaç şehir gezdiğimi düşünmekle yetinmiyorum. O sırada neler yaşadığımı, neyi farklı gördüğümü ve bana ne kattığını da düşünüyorum. Çünkü bazen asıl kazanç, gitmek istediğiniz yere ulaşmak değil, oraya giderken yaşadıklarınız oluyor.
Yolda öğrendiklerim aslında hayata dair
Yıllar içinde çok farklı yerler gördüm, farklı koşullarda kamp yaptım ve pek çok insanla tanıştım. Bunların hepsi bana ayrı şeyler kattı. Ama geriye dönüp baktığımda en önemli değişimin, olaylara ve hayata bakışımda olduğunu düşünüyorum.
Her şeyi kontrol edemeyeceğimi, gerektiğinde planımı değiştirebileceğimi, daha az şeyle de mutlu olabileceğimi ve bazen sadece durup etrafı izlememin yeterli olduğunu öğrendim. Bunlar yalnızca seyahat ederken işime yarayan şeyler değil; günlük hayatımda da karşılığını buluyor.
Bugün hâlâ yeni rotalar keşfetmek, kamp yapmak ve daha önce görmediğim yerlere gitmek istiyorum. Sanırım bu merak kolay kolay bitmeyecek. Ama artık yolculukları yalnızca yeni yerler görmek için yapmıyorum. Her seferinde farklı bir şey öğrenmek, bazen alışkanlıklarımın dışına çıkmak ve kendime başka bir açıdan bakabilmek de benim için önemli.
Tek Başına Da Olur derken kastettiğim şey de biraz bu. Her şeyi tek başınıza yapmak zorunda değilsiniz. Ama bazen kendi kararınızı verip yola çıkmak, daha önce denemediğiniz bir şeyi yapmak veya alıştığınız hayatın dışına çıkmak size iyi gelebilir.
Bunun için binlerce kilometre yol yapmanız da gerekmiyor. Bazen yakınınızdaki bir ormanda yürüyüşe çıkmak, ilk kez kamp yapmak veya hafta sonunu telefonunuzdan biraz uzak geçirerek değerlendirmek bile başlangıç olabilir.
Çünkü yolculuk dediğimiz şey her zaman bir yere gitmekle ilgili değil. Bazen önemli olan, yola çıktığınızda ne gördüğünüz ve dönüşte kendinizle birlikte neler getirdiğiniz.
Şunlar da ilginizi çekebilir;
Daha fazlası için;
Yolda olmak, benim için yalnızca yeni yerler keşfetmek veya kilometrelerce yol katetmek değil; aynı zamanda kendimi tanımak, farklı insanlarla karşılaşmak ve hayatı başka açılardan görebilmek demek. Yıllar içinde yaptığım seyahatler, kamp deneyimleri ve doğada geçirdiğim zaman bana yolculukların insana çok şey kattığını gösterdi. Bazen tek başına kamp yapmak, bazen Türkiye’nin farklı bölgelerinde yeni rotalar keşfetmek, bazen de doğada vakit geçirerek günlük hayatın yoğunluğundan uzaklaşmak, insanın kendisiyle yeniden bağ kurmasını sağlıyor. Doğayla iç içe olmak, seyahat etmek ve yeni deneyimlere açık olmak, yalnızca güzel anılar biriktirmemize değil, aynı zamanda hayata bakışımızı değiştirmemize de yardımcı oluyor. Benim için yolda olmak, kamp hayatı ve doğayla kurduğum bağın ötesinde, her yolculukta yeni bir şey öğrenmeye ve kendimi yeniden keşfetmeye devam etmek anlamına geliyor.

